Film Yazısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Film Yazısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Kasım 2012 Pazartesi

AVPR: Aliens vs Predator - Requiem (2007) & About Schmidt (2002)


Predator serisine zaten fazla bir sempatim yok ama Alien serisinin bu hale gelmesi çok üzücü. 3. filmden sonra tepetaklak olmuştu. Ama bu filmle beraber pes etmişler tamamen. Tam bir teen slasher filmi. O kadar vıcık, o kadar basit ve o kadar ucuz. Klişelerin hepsi toplanmış filmde. Fedakar anne kurtulur, hükümete güven tamdır, bunlara karşı gelen herkes belasını bulur...

Devamını Oku

18 Kasım 2012 Pazar

Factotum (2005) & Vozvrashchenie (2003)


1987 yapımlı Barfly'dan daha bir güzel uyarlanma denilebilir Factotum'a. Her iki filmi yönetmenleri olan Barbet Schroeder ile Bent Hamer açısından kıyaslamaktansa, senaryo bağlamında kıyaslamak daha yeğ. Barfly ağır drama iken Factotum tam bir biyografi olmuş. Bu haliyle bile geçmiş Barfly'ı :)

Devamını Oku

Nazarin (1959) & Get The Gringo (2012)


"Bu zamana kadar bu filmi nasıl izlememişim ya Hu!" türünde serzenişleri az izleyicilerdenimdir. Az yaşarım ama yaşatan filmleri de baş tacı ederim. Onlardan biri için bkz Nazarin.

Luis Bunuel ustayı sevip sayıp bu filmi izlememiş olmak da ayrı bir trajedi sanırım. Çok ayrı bir tad aldım filmden. Hani sadece filmin üzerine kurulduğu öğeler ve bu öğelerin gerçek yaşamla paralellik içinde bulunmaları değil, çok farklı özellikleri de içinde barındırması sağlıyor bu alınan hazzı. Bu tür, şeklen yolculuk barındırmasa da en baba yol filmlerine bile gider yapıcı fikir yolculuğu temalı, filmlerin yeri her zaman ayrı... apayrı...

Devamını Oku

6 Kasım 2012 Salı

Mississippi Burning (1988) & Bronenosets Potyomkin (1925)


Geçenlerde bir yerde bir müzik duydum, çok tanıdık geldi. Düşündüm düşündüm bulamadım ne olduğunu. Gerçi aynı müzik değildi ama aklıma Mississippi Burning'i getirdi. Hani zaten güzel bir tondu bir de böyle güzel bir filme tekrar geçirmeme sebep oldu, sevgilerimi yolluyorum duymamı sağlayanlara :)

Devamını Oku

Weekend (2011) & 2001: A Space Odyssey (1968)


2011'in sonlarına doğru birden çıktı karşımıza Weekend. Merak ettik. Nedir dedik. Ama hemen izlemedik. Olur da güzel bir şey çıkarsa, 2012'nin o vasat iklimine bir nebze olsun ferahlık getirir hesapları yaptık...

Ama yanıldık gibi. Güzel bir film denilebilir mi emin değilim ama vasat bir film olmadığını söyleyebilirim kolaylıkla. Ne söylemek istediğini bilen, fazla detaya girmeyen, klişeye bulaşmaktan korkmayan bir üslup benimsemiş olması artı puan getiriyor. Yine bu özellikler sebebiyle de çok üst bir film olma hakkını kaybediyor. Temasını işleyip, kamerayı kapatıp işine bakılmış bir havası var genel manada. Zira zaten bir de haftasonu filmi olması bunu pekiştiriyor.

Devamını Oku

18 Ekim 2012 Perşembe

Quiz Show (1994) & 8½ (1963)


Robert Redford'un eleştirel filmlerinden bir başkası. Bu sefer, 50'li yıllarda televizyonda yayınlanan bir bilgi yarışmasındaki şikeyi gözler önünde işlerken alttan alttan sisteme dokunmasına şahit oluyoruz abimizin. Çok hoş bir hikaye ve hikayeyi diri tutan bir senaryo...

Ralph Fiennes'ın böyle yakışıklı ve karizmatik rollere hiç gitmeyeceğini düşünürdüm. Alakası yokmuş. Bir hayli uymuş hatta o gülümsemesi tuzu biberi olmuş karakterin. Rol için düşünülen Tim Robbins, sanmıyorum ki, bu kadar başarılı olabilsindi. John Turturro ise inanılmazları oynuyor. Canlandırdığı karakteri nasıl yorumlamış, nasıl bir hava katmış, anlamak için izlemek lazım. Böyle yardımcı oyuncular oldukça sinema yaşamaya devam edecek :)

Devamını Oku

As Good as It Gets (1997) & The Painted Veil (2006)


Obsesif kompülsif. Hayatımda saygın yeri olan sendrom(!)lardan. Her insanda olduğu kadar var bende de. Ama fazlasıyla barışığım kendileriyle. Zaten basit şeyler ama böyle bir şeye sahip olmanın garip bir hazzı peydah olmuş durumda bünyede. Öyle :)

Filmimizin asıl kahramanının da en belirgin özelliği bu tür bir kişiliğe sahip olması. Zaten film de bu kişiliğin devinimi üzerine kurulu. Jack Nicholson öyle bir can vermiş ki karaktere, kızılıyor, seviliyor, yüzüne bakılmak istenmiyor, bağrına basılası hale geliyor vs vs. Her türden duyguyu yaşatıyor 139 dakika boyunca. Büyük oyuncu tanımı içine gerçekten hak ederek giren sayılı aktörlerden biri olunca insan, bunları yapması kolay tabi :)

Devamını Oku

17 Ekim 2012 Çarşamba

The Avengers (2012) & Jaws (1975)


2000li yılların sanırım en sansasyonel sinema gelişmelerinden biri patlayan süper kahraman filmleri. Marvel olsun DC Comics olsun her dünyaya ait süper kahramanların ultra müthiş efektli filmlerini izledik durduk neredeyse her sene. Demir Adam ile zirve yapan popülerlik artık evrenlerin toplanmasını farz kıldı da en nihayetinde The Avengers'i izleyebildik.

Devamını Oku

Dog Day Afternoon (1975) & Red Dog (2011)


Sidney Lumet ustanın yine güzel bir çalışması. Dönem Amerika'sının tüm eleştirel bakılabilecek noktalarını senaryoya cuk diye oturtmuş. 60'lardan hafif hafif 70'lere evrilen bir ülkenin o anki kültür erozyonuna şahit olurken aynı zamanda gerçekten yaşanmış bir olayı yaşıyoruz.

Oyunculuklar, replikler vs film bu açılardan çok takdirlik. Al Pacino'nun en dehşetli yılları zaten. The Godfather'le kalplere yerleştiği, bir daha da o yeri bırakmayacağını tüm aleme gösterdiği yıllar. Tüm heybetiyle toy Al Pacino'yu izlemek bile fazlasıyla kafi hasılı.

Devamını Oku

16 Ekim 2012 Salı

Uzun Hikaye - Bulgaryalı Ali Rises. Evet.



Şu anki yazdığım satırların yerinde daha farklı şeyler olacaktı ey Arkadaş. Mustafa Kutlu'nun Uzun Hikaye'sini çok seven biri olarak, filmi sabırsızlıkla bekliyordum. 12 Ekim'de filme gidecek ve üzerine uzun uzun yazacaktım. Geçmiş zamanların o geçmişliğinin arasında sıkışıp kalmış masumiyetlerden girip, günümüz modernizminin çıkış noktalarının nerelerden neşvünema bulduğuna kadar pek çok şeye değindiğim bir yazı planlıyordum kafamda.

Devamını Oku

10 Ekim 2012 Çarşamba

Yeelen (1987) & The River (1951)


İsmini sıklıkla duyduğum Afrikalı yönetmenlerden Souleymane Cisse'nin izlediğim ilk filmi Brightness. Film de ismi gibi tamamen bir Işık güzellemesi. Bu kadar büyüleyici bir şey olduğunu hiç sanmazdım. Hani yokluk filan diyoruz ya bazı filmleri överken, bu filmde bunun kralı var.

Devamını Oku

9 Ekim 2012 Salı

Total Recall (1990) & Fetih 1453 (2012)


Aslında ilkten Arnold Schwarzenegger filmi diye burun kıvırılma olasılığı bir hayli fazla ama senaryonun Philip K. Dick'in bir hikayesinden uyarlanmış olması, bu yüksek olasılığı bir anda yerle yeksan ediyor. Muhteşem fikirlerin, hayal gücünün elemanı diyebileceğimiz PKD'nin ekmeğini yiyor hasılı film.

Devamını Oku

Andrei Rublev (1966) & Army of Shadows (1969)


Filmleri nasıl değerlendirmeli? İzlediğinizden anladığınız şeylerin oluşturduğu yekünlerle mi bir değer biçmelisiniz filmlere yoksa filmlerin "şunları şunları anlattım" dediklerine göre mi? Bu tip sorular her sinemaseverin aklında bir şekilde yer bulan sorular. İşte bu film tam olarak bu soruları hortlatan cinsten bir yapım. Çok zor, çok.

Ne yazık ki söylemem lazım. Bu film beni aşıyor. Aştı. Dahası şöyle ki, filmi hakkıyla anlayabilecek insan evladının olduğunu sanmıyorum. İlla ki yönetmen kaynaklı bilgiler olmalı yoksa olmaz, olamaz. Filmi tam anlamıyla anlamak imkansız!

Devamını Oku

24 Eylül 2012 Pazartesi

The Hunger Games (2012) & The Conspirator (2010)


Popüler yazımlara hiç eğilimim yoktur. Edebiyat gözüyle de bakamıyorum. Sırf para için yazılmış serilerin bu kadar çok el üstünde tutulmuş olmasına da anlam veremiyorum. Bunlarla beraber önyargılı değilim. Her kalem oynatış güzeldir, saygıdeğerdir önyargısız değerlendirilene kadar :) O sebeple roman serisine bir şey demiyorum şimdilik.

Devamını Oku

Serpico (1973) & 21 Jump Street (2012)


Polis teşkilatıyla bu açıdan alakadar izlediğim ilk film olabilir Serpico. Şöyle bir düşünüyorum, daha öncesinde izlediğim yok sanırım. O sebeple sinema ile tanışmamı sağlayan filmlerden diyebilirim Serpico'ya. Hatta o kadar etkilemiştir ki film zamanında, sakal takıntımın sebeplerinden biri bu film bile olabilir. Bu izleyişimde bu geldi aklıma :) Zira yine düşünüyorum da, Al Pacino'nun şu halinden daha karizmatik bir sakal bıyık kombinasyonu yerleşmemiş şimdiye kadar zihnime. Bir insan evladına, hele ki Al Pacino kadar çirkin birini dahi insana benzetiyor, daha fazla yakışamaz sakal.
Devamını Oku

18 Eylül 2012 Salı

The General (1926) & The Deer Hunter (1978)


19. yüzyılın ikinci yarısına dair bir tarih filmi. Dönem çok bariz olduğundan savaşa vesaire girmek gereksiz sanırım. O yüzden sadece Buster Keaton üzerinden gidelim biz.

Nasıl bir adamdır bu Buster Keaton, anlayamıyorum. Yıl daha 1920'ler ama adamdaki akrobasi yeteneği nasıl bu kadar gelişmiş durumda, anlamak mümkün değil. O hareket halindeki arabaların, bisikletlerin, hatta trenlerin üstünde yaptığı bu hareketler vs. Gerçekten hayran kalmamak elde değil. Sırf bu merakımı gidermek için ara ara açar izlerim rastgele bir Buster Keaton filmi ve asla şaşkınlığım gram bile azalmaz. Hani tamam efekt filan olsa anlarım da, yıllar daha 20'ler :)

Devamını Oku

3 Eylül 2012 Pazartesi

The Debt (2010) & Die Welle (2008)


The Debt, casus filmlerinin esaslıları familyasına aday olma hevesiyle çıkmış yola belli ki. İyi de yapmış. Öyle atlayalım zıplayalım, bu operasyonu kazanalım havaları bir yerden sonra çekilmez oluyor. Bu açıdan artı algı verdiğini hemen belirtmek lazım.

Devamını Oku

2 Eylül 2012 Pazar

Sunset Blvd. (1950) & Detachment (2011)


Hayatımın filmlerinden diyebilirim Sunset Bulvarı'na. İlk izlediğim klasiklerdendi ve izler izlemez büyük bir merak başladı bu tür filmlere karşı. İzleyeli olmuştur bir 15 sene ama o kadar vefalıyımdır ki daha bu ikinci izleyişim oldu. Allah beni kahretmesin emi :)

Devamını Oku

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Çınar Ağacı (2011) & Bizim Aile (1975)


Türk filmlerini neden pek izlemediğimi bir kere daha hatırlamama sebep olduğu için işe yarayan filmlerden diyebilirim. Söylem belli. Zaten filmin ismi ve hemen daha ilk dakikadan belli olan bir söylem bu, analar-babalar bizdendir, saygıda kusur etmemelidir, akıllı olmak lazımdır vs vs. Tersini düşünen veya amalı konuşacak insan, insan değildir ama gerekli de böyle söylemli filmler. Sorun burada değil. Tamam çek böyle filmler ama lütfen eli yüzü düzgün senaryolarla yapıver. Hani birkaç sahne var ki, insan yarıda mı bıraksam acaba, diye düşünüyor...

Devamını Oku

12 Ağustos 2012 Pazar

Mad Max 2: The Road Warrior (1981) & Scent of a Woman (1992)


Mad Max serisinin genel görüşe göre en iyi filmi. Gerçi ben ilk filmi daha derli toplu bulurum ama bu biraz daha film gibi. İlkinin hem gelişimi hem de karakter kıtlığı olayı biraz ortada bırakıyor. Mesela bu filmde ilkindeki gibi bir kötü adamımız yok. Belki daha psikopat bu seferki kötü adam(lar) ama ilk filmdeki gerilimi yaşatmıyor(lar).

Yaratılan dünya yine hayran bırakıyor kendine. Ki ilk filmdeki dünya hepten coşmuştur bu sefer. Daha kıyamet sonrası, daha bir karanlık, daha daha tartılamaz bir zaman. Petrol savaşlarının iyice ayyuka çıkması, filmin üzerinde yürüdüğü yegane mevzu. Bu açıdan biraz saygınlık kazanıyor ama bunun yanına koyamadığı yan hikayelerle üst bir film olma şansını kaçırıyor Mad Max 2.

Devamını Oku
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...